Aldığı manevi işaret üzerine Abdulhakim hazretleri hanımı Dadı Fatıma ile beraber soğuk bir kış günü kasrik köyüne imam durmak için gelir.
Köyün ağası hacı Mehmet o gün köyde değildir. Diğer köylülerde yeni gelen imama iltifat etmezler. Kimse evini açmaz onlara. Geceyi köyün girişinde bir ağacın altında geçirirler. Mevsim kış havada çok soğuktur. Hazreti Gavs dadının üstüne kendi cüppesini de verir. Öylece sabah ederler. Sabah Hacı Mehmet ağa atına binmiş olarak köye geri döner.
Yol üstünde bir ağacın altında bekleyen Abdulhakim hz ve eşini görür. Selamdan sonra ne beklediklerini sorar. Abdulhakim hz. “biz bu köye imam durmaya geldik ama kimse bizi misafir etmedi. Biz de burada beklemekteyiz” der. Hacı Mehmet Ağa köylülere bir hakaret savurur. “Bu köy benimdir. Hadi buyurun”der. Eve giderler. Kendilerine bir oda gösterirler. Böylece kasrik de Abdulhakim hz irşada başlamış olur.
Yıllar sonra Abdulhakim hz. şöyle buyurur. “O gün hacı Mehmet bizim yükümüzü kaldırdı inşaallah mahşerde de Şahı Hazne onun yükünü kaldıracak.” (Abdulhakim hz. her şeyi mürşidi Ahmed-el haznevi ye atfederdi)
Bir gün evine Abdulhakim hz ile birlikte yemek yemesi için Hacı İdrisi de çağıran hacı Mehmet ağa; yemekten sonra hacı İdrisi pencerenin önüne çağırır ve ona vadiyi göstererek şöyle der.
“Bak Hacı İdris bu senin şeyhin bu köye gelene kadar biz şu boğazdan giren bir kişiyi beriki boğazdan çıkana kadar iki kere soyardık. Ama bu senin şeyhin geldi elimizi kolumuzu kırdı bizim bu işimiz bitti.” Diye söyler.


