
23 Şubat 2026 Pazartesi


İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Fatih’te konakladıkları otelde fenalaşan Kadir Muhammet Böcek, Masal Böcek, anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek’in hastanede yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame üzerindeki incelemesini tamamladı.
İddianamenin kabulüne karar veren mahkeme heyeti, ilk duruşmanın 21 Nisan’da yapılmasını kararlaştırdı.


Kırsal Çağlayan Mahallesi’nde 8 Şubat’ta evden ayrıldıktan sonra haber alınamayan Ertaş için başlatılan arama çalışması, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), jandarma, 112 Acil Sağlık, Kayapınar Belediyesi Arama ve Kurtarma, Kulp Belediyesi Arama ve Kurtarma, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Arama ve Kurtarma ile Karayolları ekiplerinin katılımıyla mahalle kırsalı ile Sarım Çayı ve çevresinde sürüyor.
186 personelin katıldığı aramalarda, kadavra köpeği ve 3 dron da kullanılıyor.
Kulp’un kırsal Çağlayan Mahallesi’nde yaşayan zihinsel engelli Salih Ertaş, 8 Şubat’ta evden ayrılmış, kendisinden haber alamayan yakınları durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirmiş, bölgeye giden ekiplerce arama çalışması başlatılmıştı.


Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Erdem Çoban’ın da yazarları arasında yer aldığı “Günlük Maksimum Yağış Verilerinin Klasik ve Yenilikçi Yöntemlerle Trendlerinin Belirlenmesi” adlı çalışma yayımlandı.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) verilerine dayanılarak hazırlanan çalışma, Türkiye’de yağışların tamamen azalmadığını, zamanlamasının, şiddetinin ve karakterinin değiştiğini ortaya koydu.
Falkenmark İndeksi verilerinin de değerlendirildiği çalışmada, Türkiye’nin su stresi eşiğinde olduğu tespit edildi. İndekse göre kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının 1700 metreküpün altına inmesi “su stresi”, 1000 metreküpün altına düşmesi ise “su kıtlığı” olarak tanımlanırken, Türkiye, bu kritik eşiklere yakın bir konumda bulunuyor.
Uzun yıllara dayanan meteorolojik gözlem verileri, Türkiye genelinde tek yönlü bir yağış azalması yerine karmaşık bir tablonun hakim olduğunu gösteriyor. Bazı dönemlerde yağış azalışı gözlenirken, bazı yıllarda kısa süreli ve şiddetli yağış artışları yaşanıyor. Bölgesel farklılıkların öne çıktığı süreçte, bir bölgede kuraklık yaşanırken, diğerinde ani yağışlar görülebiliyor.
Yağışlardaki her değişimi tek başına iklim değişikliğiyle açıklamak, su döngüsünün çok katmanlı yapısının göz ardı edilmesine neden olabiliyor. Doğal iklim salınımları, bölgesel atmosferik etkiler ve uzun dönemli döngüler de değişkenliğin önemli bileşenleri arasında yer alıyor.
Türkiye’de suyun büyük bölümünün tarımsal sulamada kullanıldığına dikkat çekilen çalışmada, ürün deseninin iklim verileriyle uyumlu planlanması, yağmur suyu hasadı, arıtılmış atık suların kullanımı ve dijital izleme sistemleri gibi yöntemlerin kullanılması da önem arz ediyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Erdem Çoban, Türkiye’de son yıllarda “kuraklık”, “yağışlar azalıyor” ve “su krizi kapıda” gibi başlıkların daha sık gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını belirtti.
Yağışın ne kadar düştüğünden çok suyun nasıl yönetildiği üzerinde durulması gerektiğini vurgulayan Çoban, şunları kaydetti:
“Mevcut tabloyu ne yalnızca bir felaket senaryosu olarak okumak ne de ‘her şey olağan’ diyerek geçiştirmek gerekiyor. Bilimsel veriler, belirsizlikler içeren ancak doğru planlama ve yönetimle sürdürülebilir biçimde yönetilebilecek bir sürece işaret ediyor. Bu çerçevede belirleyici olan, yalnızca gökyüzünden ne kadar yağış düştüğü değil, yeryüzünde suyu nasıl kullandığımız ve nasıl yönettiğimiz. Özellikle şehirlerdeki su şebekelerinde yaşanan kayıplar, kurak dönemlerdeki baskıyı daha da artırıyor. Borularda kaybolan su, düşmeyen yağış kadar ciddi bir kayıp anlamına geliyor.”


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülke nüfusu 2025’te bir önceki yıla kıyasla 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 oldu.
Türkiye’de verilerin yer aldığı 2007’de 90 yaş üstü 97 bin 487 kişi bulunurken, bu sayı 2008’de 60 bin 176 olarak kayıtlara geçti. Sonraki yıllarda 90 yaş üstü nüfusta 2024’e kadar düzenli artış görüldü.
Bu kapsamda 90 yaşını aşarak 100 yaşına merdiven dayayanların nüfusu 2016’da 145 bin 341, 2017’de 160 bin 520, 2018’de 174 bin 875, 2019’da 187 bin 703, 2020’de 199 bin 842’ye kadar çıktı.
COVID-19 salgının etkilerinin devam ettiği 2021’de ise 90 yaş üstü nüfus 202 bin 977’yi, 2022’de 213 bin 923’ü buldu.
Bu yaş grubunda yıllık bazda en çok artış ise 2023’te görüldü. Söz konusu yılda 90 yaş üstü nüfus 23 bin 968 artışla 237 bin 891’e yükseldi.
Türkiye’de 90 yaş üstü nüfusu 2024’te 244 bin 837’ye çıkarken geçen yıl ise 243 bin 713’e geriledi. Böylece verilerin yer aldığı 2007-2025 döneminde 90 yaşını aşan “çınarların” sayısı 16 yıl sonra ilk kez azaldı.
Ülkenin 90 yaş üstü nüfusunun 10 yılda ise yüzde 67,7 arttığı hesaplandı.
Türkiye’de illerin nüfusuna oranla bakıldığında 90 yaş üstü insanların en fazla olduğu il yüzde 0,89 ile Tunceli çıktı. Bu ilde 90 yaşı geçen 755 kişi bulunuyor.
Tunceli’yi yüzde 0,84 ve 3 bin 842 nüfusla Giresun, yüzde 0,71 ve 1185 kişiyle Artvin izledi.
Nüfusa oranla 90 yaşını geçenlerin en az olduğu iller ise yüzde 0,12 ile Van, yüzde 0,14’er ile Şanlıurfa ve Gaziantep olarak kayıtlara geçti.
Türkiye’de 90 yaşını geçen en çok kişinin yer aldığı il ise 36 bin 37 ile İstanbul olurken, bu kenti 15 bin 923 ile Ankara ve 15 bin 464 ile İzmir takip etti.
İzmir’in ardından 7 bin 553 ile Bursa, 6 bin 458 ile Antalya, 5 bin 806 ile Konya, 5 bin 434 ile Balıkesir, 5 bin 167 ile Mersin, 5 bin 70 ile Samsun ve 5 bin 17 ile Adana sıralandı.


Türkiye’de mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı, 2024’te yüzde 49,6 iken, geçen yıl yüzde 53,3’e çıktı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin “Yaşam Memnuniyeti Araştırması” sonuçlarını açıkladı.
Buna göre, mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken, 2025’te 3,7 puan artarak yüzde 53,3’e yükseldi. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2024’te yüzde 14,5 iken, geçen yıl 1,5 puan azalarak, yüzde 13’e geriledi.
Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı 2024’te yüzde 46,9 iken, geçen yıl yüzde 51,4’e, kadınlarda bu oran yüzde 52,3’ten yüzde 55,1’e çıktı.
Evli bireylerin, evli olmayanlara göre daha mutlu olduğu tespit edildi. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, geçen yıl yüzde 56,9 iken, evli olmayanlarda bu oran, yüzde 46,6 olarak gerçekleşti.
Evli olanların mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde, evli erkeklerin yüzde 54,2’sinin, evli kadınların ise yüzde 59,6’sının mutlu olduğu görüldü.
Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde, 55-64 yaş grubunda mutluluk oranı 2024’te yüzde 47,5 iken, geçen yıl 7,1 puan artışla yüzde 54,6 oldu.
Mutluluk oranı, tüm yaş gruplarında arttı. Mutluluk oranı 2025’te bir önceki yıla göre, 18-24 yaş grubunda 2,6 puan artışla yüzde 54,4, 25-34 yaş grubunda 2,6 artışla yüzde 53,6, 35-44 yaş grubunda 5 puan artışla yüzde 52,9, 45-54 yaş grubunda 4,3 puan artışla yüzde 50,8 olarak gerçekleşti. 65 ve daha yukarı yaştaki bireylerde ise bu oran 2024’te yüzde 54,1 iken, 2025’te 0,2 puan artarak yüzde 54,3 oldu.
Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişilere bakıldığında, en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2025’te yüzde 69 olurken, bunu sırasıyla yüzde 15,6 ile çocukları, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eşi, yüzde 3,3 ile annesi/babası ve yüzde 1,9 ile torunları takip etti.
Bireylerin mutluluk kaynağı olan değerler incelendiğinde, kendilerini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, geçen yıl yüzde 64,9 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,7 ile sevgi, yüzde 9,8 ile başarı, yüzde 7,7 ile para ve yüzde 2,7 ile iş izledi.
Kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı, 2025’te yüzde 67,1 oldu. Erkeklerin geleceklerinden umutlu olma oranı yüzde 67,1 iken, kadınlarda bu oran yüzde 67,2 olarak hesaplandı.
Bireylerin hayatlarını bir bütün olarak düşündüklerinde hissettikleri yaşam memnuniyet düzeyini hesaplamak amacı ile “hiç memnun olmayanlar için sıfır”, “çok memnun olanlar için 10” arasında bir değer alınarak, ortalama hesaplandı. Bireylerin ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 2024 ve 2025 yıllarında 5,7 olarak hesaplandı. Erkeklerde ve kadınlarda 2024’te 5,7 olan ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 2025’te de değişmedi.
Kamu hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri incelendiğinde, 2025’te asayiş hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 74,1 olurken, bunu sırasıyla yüzde 71,3 ile ulaştırma, yüzde 69,4 ile sağlık, yüzde 64,5 ile Sosyal Güvenlik Kurumu, yüzde 60,5 ile adli ve yüzde 58,7 ile eğitim hizmetlerinden memnuniyet takip etti.
Ülkenin en önemli sorunu incelendiğinde, geçen yıl hayat pahalılığı yüzde 31,3 ile ilk sırada yer alırken, yüzde 16,5 ile yoksulluk ikinci sırada ve yüzde 16,1 ile eğitim üçüncü sırada yer aldı.